Yahudiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yahudiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Aralık 2017 Pazar

"BİLİNMEYEN OSMANLI" DA, "SORULARLA OSMANLI İMPARATORLUĞU" DA, "TARİHÎ HAKİKATLERİ" ORTAYA KOYUYOR...

SULTAN 2. ABDÜLHAMİD HAN DÖNEMİNE ECMEL/ÇOK ŞUMÛLLÜ BAKIŞ:

“BİLİNMEYEN OSMANLI” DA, “SORULARLA OSMANLI İMPARATORLUĞU” DA, “TARİHÎ HAKİKATLERİ” ORTAYA KOYUYOR…



Bu zamana kadar, bazılarının ‘Gök Sultan’ ve ‘Ulu Hakan’ dediği, ‘Fransız Mason Tarihçi’nin ise ‘Kızıl Sultan’ dediği, “Devlet-i Aliyeyi Osmaniye/Yüce Osmanlı Devleti”mizin “en uzun süre Padişahlık yapmış” Sultan 2. Abdülhamid Han ile alakalı üç adet ‘araştırma yazısı’ ile iki “hatırlatıcı” yazı yazdım:
1-      “Resmî Tarihçiler” de, “Gayr-i Resmî Tarihçiler” de, ‘Gerçekçi’ Değiller
2-      “Payitaht Abdülhamid” Dizi Filmi Üzerine İki Mühim İkâz!!!
3-      “Hüküm Dergisi” de İlmî Değerini Kaybediyor!
4-      Varan: 2 Sultan 2. Abdülhamid  Han Döneminde Filistin’e Yerleşen Yahudiler Gerçeği
5-      Varan 3: Sultan 2. Abdülhamid Han’ın ‘Günah Galerisi’nden: Samsun’da 50(elli) Bin Tütün Üreticisi Köylü, “Kolcular”, “Duyün-ı Umumiye” Reji İdaresince Katledildi

Bu “araştırma” yazılarımı,bâhusus/bilhassa, hele de günümüzde “Z Nesli” diye tarif edilen, ikibinli seneler sonrası doğmuş olan “Dijital Çağ’ın Nesilleri” de “Tarihî Hakikatleri”; “X Nesli” de denilen “1980 Öncesi Nesiller” gibi “yarım asırlık bir geçikme” ile öğrenmesinler, diye kaleme aldığımı ifâde edebilirim…
  Mes’ele;“mazi”nin ve “hâl”in hâdiselerine; “bütüncül”, “şumûllü”, “çok daha kapsamlı” yani “ecmel bakış” ile “cihet-i sitte/altı cihet”ten, “her cihet”ten bakabilmek; netice de “sahih bilgi” ye, “doğru bilgi”ye sahip olarak; “istikbâl”e, “geleceğe” muhkemce/sağlam bir şekilde uzanabilmek…

             “BİLİNMEYEN OSMANLI”-SULTAN 2. ABDÜLHAMİD HAN DÖNEMİ ‘TOPRAK KAYIPLARI’ MES’ELESİ

“Osmanlı Devleti’nin 700. Yılı” hâtırasına ‘Osmanlı Araştırmaları Vakfı’nca neşredilen “Bilinmeyen Osmanlı”(1) isimli eseri ,zamanında hararetle okumuştum. “Suâl-Cevap” metoduna göre hazırlanmış eseri okuyup bitirdiğimde ise tabiri caizse “ezber bozucu bir eser” diye düşünmüştüm. “303 suâl 303 cevab”ın yer aldığı eserde; “33 senelik saltanatı döneminde bir karış toprak kaybı yaşanmadı, yalanı”na dair “müstakil bir suâl” olmadığı hâlde; “Sultan 2. Abdülhamid Han Dönemi Toprak Kayıpları Hakikati”-ki Osmanlı Devleti tarihi boyunca en fazla toprak kayıplarının yaşandığı Padişah dönemidir; birbuçuk milyon kilometrekarelik yüzölçümü aşan Osmanlı toprağı kayıpları gerçeği- mes’elesi şöyle izah edilmeye çalışılmış:
a)      II. Abdülhamid’in Birinci Saltanat  Devresinde(31.08.1876-13.02.1878)-ki Kızıl Moskof ile yapılan ‘ 93 Harbi’bitimine kadar- Mithat Paşa ve ekibi daha müessir, daha faal, daha etkin idi. Bu sebeple “Tarihçilere göre bu bir buçuk yıllık devreden II. Abdülhamid sorumlu değildi.”(s.266)
“Nasıl sorumlu değildi? Hangi tarihçilere göre sorumlu değildi?”, dedirten “suâl”ler…
“II. Abdülhamid’in İkinci Saltanat Devresi= Şahsî  İdare Devri(13.02.1878-27.04.1909) ‘nde ise imzalanan 13.07.1878 tarihli Berlin Muâhedenâmesi neticesi, ‘Osmanlı Avrupa’dan tasfiye edildi.”Romanya, Sırbistan,Karadağ, Bosna-Hersek, Bulgaristan elden çıktı. Gitti…(s.267)
Yani “Bilinmeyen Osmanlı” isimli eserde, “Sultan 2. Abdülhamid Han Dönemi Toprak Kayıpları Hakikati”, ‘müstakil bir suâl’ ile değil de, tabiri caizse “muğlak”ca izah edilme yoluna gidilmiş, dedirtiyor…
“Mısır gitti Mısır…” “Girit gitti Girit…” dedirten sahifeler.(s.267)
“İkinci Meşrutiyet”in ilânı sonrası meydana gelen “İç Kargaşa” neticesi, “Bulgaristan gitti Bulgaristan…Bosna-Hersek gitti Bosna-Hersek…” dedirten sahifeler…(s.268)

“Kızıl Moskof”un İstanbul-Yeşilköy’e kadar sokuluşu.”Tam bir İntihar Antlaşması” diye târif edilen, Mart 1878’de imzalanan ‘Yeşilköy-Ayastefanos Antlaşması…”Berlin Muâhedenâmesi”ni kabul ettirmek şartı ile Kıbrıs’ın İngiltere’ye taviz olarak verilmesi.(s.274) “Kıbrıs gitti Kıbrıs…”
“Bilinmeyen Osmanlı” da, “Sultan 2. Abdülhamid Dönemi Toprak Kayıpları, Mithat Paşa ve Ekibi döneminde gerçekleşti.”(s.274) demeye getiriliyor.
Halbu ki, “idareyi tek başına eline aldığı devir” de, “Devr-i İstibdâd/İstibdâd Devri”nde de, yahut merhum Bediüzzaman’ın “tesbit”i ile “mecburî, cüz’i, hafif istibdâd”(s.275 ve 288) devrinde de “toprak kayıpları” yaşanmış..
“Kendinden önceki padişahlardan farklı olarak , Şâzelî tarikatına intisap eden Abdülhamid, 1879’da itibaren Kadirî tarikatının derslerini almaya başlamış ve ömrünün sonlarına doğru Nakşîbendi tarikatına da intisap eylemiş”(s.265) olması, “dönemindeki toprak kayıpları hakikatini” değiştirmiyor. Hem de “Osmanlı Devleti Padişahları içerisinde en fazla toprak kayıplarının yaşandığı-1,5 milyon kilometre karelik yüzölçümü aşan kertede toprak kaybı. Türkiye’miz yüzölçümünün iki misli…-“ bir dönemdir…

“Bilinmeyen Osmanlı”da, Sultan 2. Abdülhamid Han Döneminde “sürgün/nefy” cezasından başka bir “ceza uygulaması” yapılmadığı iddia ediliyor. Halbu ki, ikisi de “Hasaneyn” olan Atatürk de, Bediüzzaman da, “hapislere atılmış”, “sürgün/nefy” cezalarına maruz kalmışlardır.(2)

“BİLİNMEYEN OSMANLI” - “YAHUDİLERE FİLİSTİN’DE TOPRAK VERİLMESİ” MES’ELESİ

Sultan 2. Abdülhamid Han Döneminde, “Yahudilerin Filistin topraklarına yerleşmesi, Filistin’den toprak satın almaları” mes’elesi; “müstakil bir suâl” ile “167. suâl” ile ele alınarak şöyle izah edilmiş: “167. II. Abdülhamid, Filistin’de bir Yahudi Devleti’nin kurulmaması için ne gibi tedbirler almıştır? İsrail Devleti’nin kendi zamanında engellendiği doğru mudur?”
“Hukukî tedbirler”: “Filistin topraklarının mirî arazi/devlet arazisi statüsüne kavuşturulması…”

Velâkin “Filistin topraklarının %20’si ise mülk arazisi statüsünde kaldı…””Yahudiler bu %20’lik mülk arazisinden koparabildiklerine yerleşebiliyorlardı…”(s.280)
“Alınan hukukî tedbirler”e rağmen; “Filistin arazisine olan Yahudi akını tam olarak önlenememiştir…”(s. 280)
Netice: “Filistin’i devlet garantisi ile koruyan Osmanlı Devleti, İttihad ve Terakki ile zayıflayınca, Filistin davası da zayıflamış ve Osmanlı Devleti yıkılınca o dava da yıkılmıştır. Yahudiler maalesef emellerine kavuşmuşlardır.”(s.281)

SULTAN 2. ABDÜLHAMİD HAN ve İDAM CEZASI UYGULAMALARI

Ve günümüzün mevcut “siyasî irade”nin “idam cezası”nı uygulayamayışının esas sebebi; Sultan 2. Abdülhamid Han’ın “tarik”inden, “yolu”ndan gidebilmek için mi?
Çünkü “33 senelik saltanatı dönemi”nde, merhum Sultan 2. Abdülhamid Han da, “idam cezası uygulaması” yapmamıştır.(s. 289)

“SORULARLA OSMANLI İMPARATORLUĞU” ve II. ABDÜLHAMİD HAN DÖNEMİ


“Sorularla Osmanlı İmparatorluğu”(3) eseri de, “Suâl-Cevap Metodu”na göre tasarlanmış. Her bir mevzû başlığı “suâl-cevap” metoduna göre izah edilmiş…
Mezkur/ zikredilen eserin “İçindekiler” kısmında,”Sultan 2. Abdülhamid Han Dönemi” ile alakalı mevzû başlıkları; “93 Harbi”, “I. Meşrutiyet”, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Dış Borçlar” ve “Şark Mes’elesi”, eserin s.531-573 sahifeleri arasına dercedilmiş…
Esasında merhum II. Abdülhamid Han dönemi, “Türk’ün pusulasının ibresinin daima şimali/kuzeyi “ gösterdiği “Kızıl Moskof”un, sadece  Gazi Osman Paşa ile “Plevne “de;Şark’ta  ise “Gazi Ahmet Muhtar Paşa” komutasında, bilhassa “Erzurum” da “üstünlük” sağlayamadığı; velâkin “Moskof”un Edirne’yi düşürdüğü, İstanbul- Yeşilköy’e, Ayastefanos’a dayandığı, hattâ “Payitaht’ın Bursa’ya taşınmasının konuşulduğu” senelere de karşılık gelmekte. “Milâdî 24. Nisan.1877’ye; Hicrî 1294’e; malî işlerde kullanılan Rumî takvime göre 1293’e tekabül “(s. 531) ettiğinden, halk arasında “93 Harbi” diye bilinen “Osmanlı-Moskof Harbi” sonrası,”Mithat Paşa ve Ekibi”nin daha müessir, daha etkin ve faal olması sebebi ile “II. Abdülhamid Han’ın Saltanatının 1. Devresi” diye de isimlendirilen devirde, yaşanılan “Osmanlı Toprak Kayıpları…” Romanya, Bulgaristan ve Bosna-Hersek’in  elden çıkışı…Edirne’nin düşüşü..
II. Abdülhamid Han’ın saltanatının I. Devresinde yani Mithat Paşa ve Ekibi devrinde;5,5 milyonluk nufüs ile 212 bin kiometrekarelik(212.000 km. karelik) Osmanlı toprak kaybı…
“Ayastefanos Antlaşması, Panislavizm’in zaferi”(s. 531-537) dedirten dönem…
Yani rahmetli Ahmet Muhtar Paşa’nın “Başımıza Gelenler”de hatırlattığı; “Her Müslüman Türk’ün hânesinde, Moskof tarafından şehid edilmiş bir evlad vardır…” ‘hakikati…”
Ve yine merhum II. Abdülhamid Han’ın ‘devr-i istibdâd’ dedirten döneminde, “Mısır gitti Mısır…Kıbrıs gitti Kıbrıs…”  dedirten “Tarihî Hakikat”ler…(s. 571)



“SORULARLA OSMANLI İMPARATORLUĞU” ve “DÜYÛN-I UMÛMİYE/GENEL BORÇLAR” ‘REJİ İDARE MERKEZİ’NCE KATLEDİLEN TÜTÜN ÜRETİCİLERİ HAKİKATİ

Merhum Sultan 2. Abdülhamid Han döneminde, Samsun’da yaşanılan “tütün üreticileri katliamı” ‘hakikati…’
1881’de kurulan “Düyûn-ı Umûmiye/Umumî Borçlar” komisyonu, tütün öşrünü 1883’de kurulan ‘Reji İdaresi’nde devretmesi..”Reji idaresi Osmanlı ülkesinin her tarafına ulaşan teşkilatı ve sayıları 1000’i(bini) geçen (meşhur) “Kolcular”ıyla , tütünü köylüden ucuza alabilmek için her türlü faaliyeti gösterdi. Tütün ekicileri ürünlerini üç-dört misli fazla fiyat veren yabancı tüccarlara vermeyi tercih ediyorlardı.
Bu yüzden ‘Kolcular’ ile tütün ekicileri arasında çıkan çatışmalarda, 1883-1902 yılları arasında, 20.000’den fazla(yirmibinden fazla) insan hayatını kaybetti. …Reji idaresi, Lozan Antlaşması’na  kadar Osmanlı köylüsünü sömürmeye devam etti.”(s.552 ve yine bakınız “Atatürk Vatandır-Samsun Programı videosu, Muharrem BAYRAKTAR’ın izahatı..Samsun’da 50.000(elli bin) tütün üreticisinin katledilişi…)

NETİCE-İ KELAM


Elli sene sonra öğrendiğim  diyebileceğim merhum “Sultan 2. Abdülhamid Han Dönemi Toprak Kayıpları” mes’elesi üzerine yazdığım “Resmî Tarihçiler’ de, ‘Gayr-i Resmî Tarihçiler’ de ‘Gerçekçi’ Değiller” başlıklı “araştırma” yazımda da vurguladığım üzre; zaten, en evvel merhum Şevket Süreyya AYDEMİR, “Makedonya’dan Orta Asya’ya ENVER PAŞA”(4) isimli eserinde, Murat BARDAKÇI, Erhan AFYONCU gibi tarihçilerimiz de “Döneminde bir karış toprak kaybedilmedi” “Büyük Yalanı”nı nihayete erdişmişlerdi. Hattâ Adnan OKTAR/Harun YAHYA grubuna ait “a9 TV Kanalı”nca hazırlanan mevzû ile alakalı “video-belgesel” de de, “toprak kayıpları hakikati” ortaya konulmuştu..
Sadece ve sadece ‘bütüncül’, ‘şumüllü’, ‘bütün cihetleri’ ile ‘artıları ve eksileri’ ile, hülasa “Ecmel bakış’ ile yaklaşmaya çalıştığımız merhum “Gök Sultan”, “Ulu Hakan” dönemi, “Osmanlı tarihi boyunca en fazla toprak kayıplarının yaşandığı bir dönem” olduğu; alınan onca tedbirlere rağmen, Yahudilerin Filistin topraklarına yerleştiği; binlerce tütün üreticilerini de katlediği bir dönem olduğu gerçeğinin de,  ‘acı’ da olsa, tamamiyle “Tarihî Hakikat”lerimizden dedirtmektedir.
Hattâ  1999’da, “Osmanlı Devleti’mizin 700. Yılı” hatırasına, “Osmanlı Araştırmaları Vakfı”nca neşredilen “Bilinmeyen Osmanlı” isimli eserde de bu “Tarihî Hakikatler”in de dercedildiğidir…
“Konuşan yalnız hakikattir” vesselam…
Terme, 31. Aralık.2017

İsmet GÜLTEKİN

Dip Notlar:

(1): Prof. Dr. Ahmed AKGÜNDÜZ, Doç Dr. Said ÖZTÜRK, “Bilinmeyen Osmanlı”,’ Osmanlı Devleti’nin 700. Yılı”, 1999. Osmanlı Araştırmaları Vakfı(OSAV) Yayınları, Haziran 1999-İstanbul
(2): Prof. Dr. Haydar BAŞ, “Hoş geldin Atatürk”, İcmal Yayıncılık, Kasım 2017, s. 108
(3): Erhan AFYONCU, “Sorularla Osmanlı İmparatorluğu”, Yeditepe Yayınevi, Sabah Gazetesi Promosyonu, İstanbul 2016

(4): Şevket Süreyya AYDEMİR, “Makedonya’dan Orta Asya’ya ENVER PAŞA”, Cilt: 1 (1860-1908), 2. Baskı Remzi Kitapevi, Cağaloğlu İstanbul, 1972,s.225-230

22 Mart 2015 Pazar

"ÇANAKKALE DENİZ ZAFERİ"NİN "100.YILDÖNÜMÜ"NDE YENİ ÖĞRENDİKLERİMİZ



“ÇANAKKALE DENİZ ZAFERİ”NİN
‘100. YILDÖNÜMÜ’NDE
YENİ ÖĞRENDİKLERİMİZ
“18 Mart 1915-18 Mart 2015”: “Çanakkale Deniz Muharebeleri Zaferi”mizin “100. Yıldönümü”, bütün vatan sathımızda, hattâ Avustralya’da bile çoşkuyla kutlandı. Hatırlıyorum da, 1982’de, “sürgün” olarak okulumuza gelen “Materyalist Felsefe Öğretmeni”miz, yapılan çoşkulu “Çanakkale Zaferi Kutlamaları” üzerine; “Ne işimiz vardı da Çanakkale’de savaşmışık!” türü ‘laflar’ sarfetmişti de, çok tuhafıma gitmişti. Demek istiyordu ki, “Çanakkale’de boşuna döğüşmüşüz, boşuna savaşmışız, boşuna şehid olmuşuz…”
Günümüz 2015’ler Türkiye’sinde de “malûm zihniyet”in muhtelif ‘uzantıları’ da “benzer laflar”ı etmekteler, ‘yazmaktalar’, ‘söylemekteler..’ “Vatanperverlikten bahsedince “Hamaset”; milliyetperveklikten bahsedince “Şovenizm” yaftası yapıştıran “malûm zihniyet”liler…
Halbu ki, zaman zaman ekseriyetle “PKK’nın kal’aları”na dönüştürüldüğü iddia edilen ‘Üniversitelerimiz’deki gençlerimizin ‘kavga-döğüş’ haberlerini okudukca ve seyrettikce; kendimce “Kavga ise döğüş ise Çanakkale Muharebelerinde olduğu üzre gavurlarla olur, gavurlarla yapılır” dediğimi de çokca hatırlıyorum..
Elbette böyle “seney-i devriye”ler, “yıldönümleri”, “rengi”nin “yeşil”e döndüğü iddia edilen “yeşil renkli resmî ideoloji” muktezasınca, “Yeşil Kemalizm” mucibince “ikon”laştırılma emareleri, “yapmacıklar” ve “belirli gün ve haftalar kutlaması”nı  çağrıştırsa da, zaman zaman “bütün vatan sathı”na baktığımızda, böyle “kutlamalar” ve “anmalar” sebebiyle neticede “çok yeni bilgiler” de öğrenmekteyiz. Kaldı ki gerçek anlamda “millî mefahirimiz”i ‘kutlamaya’ da ne zaman başlamıştık ki?!
1962 “KADEŞ REZALETİ”
“Çanakkale Şehidler Âbidesi” bile ne zaman, hangi tarihte yapılmıştı ki?! ”Kökü mazide âti” olan güzelim bir zihniyetimizin “Üniversite Öğrenci Yurdu”nu ziyaretimde, yapılan “sohbet”te, “Salih Zeki Beğ”in anlattığı “1962’deki Kadeş Rezaleti”ni, “Kadeşzedeler” mes’elesini kaçımız biliyor ve hatırlıyor ki?!
Hâlâ çoğu “millî mes’eleler” de “ortak kanaate” varamamış ve  neticede “ortak paydalar”da buluşamamış “Bu Ülke” görünümündeyiz. Ya çok sevdiklerimizi hâlâ “göklere çıkarıyor”; çok sevmediklerimizi hâlâ  “yerin dibine geçiriyoruz…” İlgili “ilim dalı sahipleri”nin fikir ve görüşleri ise hâlâ istenilen ölçüde, “belirleyici” olabilecek ölçüde “dikkate” alınmıyor ve çoğu “millî mes’elelerimize” “kilitlenmiş siyasî pencereler”den bakmaya devam ediyoruz.Neticede sadece “siyasî iradeler”in “rakamları büyürken”, “Bu Ülke” fiiliyatta “aynı hamam, aynı tas” görünümü sergilemekten de kurtulamıyor…

                                      YENİ ÖĞRENDİĞİMİZ BİLGİLER
Biz Türkler,bundan yüzyıl önce, 1915’de, Birinci Harb-i Umumî’nin Çanakkale Muharebelerinde, “Siyonistler”le de, “Yahudiler”le de, “Siyonizm”le de “muharebe” etmiştik. “Derin Tarih” dergimizin Mart 2015 tarihli ‘kapak konulu’ yazıları hep bu mevzû ile alakalı..
Biz Türkler, Fahreddin GÜN Beğ’in ilgili ropörtajında da vurguladığı üzre, “isteseydik Birinci Harb-i Umumî’ye de girmez, neticede çok şeyler de yaşanmazdı…”
Biz Türkler, dönemin idarecilerinin de yönlendirmeleri ile “Çanakkale Muharebeleri”ne “Edebiyatçı Heyetler”de göndermiştik. Beşir AYVAZOĞLU’nun ilgili kitabî çalışması da öğrendiğimiz “yeni bilgiler”den…
Fahrettin GÜN Beğ’in de ilgili ropötajında vurguladığı üzre;  “M.Kemal Mes’elesi”, “Çanakkale Muharebeleri”nde de çokca abartılmakta ve neticede “Çanakkale Geçilmez” dedirten “Paşa”larımız “silikleştirilmeye” devam edilmekte..Hattâ öyle ki, GÜN; “Ben size ölmeyi emrediyorum” sözünün bile “sonradan uydurulduğu”nu bile iddia etmektedir…
Biz Türkler, bütün vatan sathında “il il” ne kadar “şehid” verdik? Meselâ, “Çanakkale Muharebeleri”nde  Samsun’da elli dört şehid(54) vermişiz..Bu hususta “Hasan Celal GÜZEL”in, nam-ı diğer “Tank Hasan”ın “Yeni Türkiye Dergisi Mart 2015” tarihli sayısı “şehidlerimizin sayıları, isimleri” ile dolu…
Ve “Muhammed Diyaüddin” gibi nice “Sadat-ı Kiram Efendilerimiz”(Allah(c.c.) onlardan razı olsun.(âmin); “küffâr”a karşı nasıl “harp etmişler”, “fîsebilillah cihad etmişler” ise “Asrın İmamı” Bediüzzaman Said NURSÎ(k.s), niye “Çanakkale Muharebeleri”nde “harp etmedi”, “fîsebillah cihad etmedi” suâli?! Ramazan BALCI’nın ilgili yazısından da öğreniyoruz ki, “Çanakkale Muharebeleri” olurken; rahmetli Bediüzzaman Said NURSÎ(k.s.) de, Şark’ta, Ermeni Çetelerine ve “Kızıl Moskof”a karşı “harp etmekte”, “fîsebilillah cihad etmekte” idi. Çünkü “vatanı müdafaa etmek FARZ’dı…”
NETİCE-İ KELAM:
 Bir seneyi bulan, deniz,kara ve havada yapılan “Çanakkale Muharebeleri” üzerine bu yıl çekilen “Son Mektup” filmini henüz tamamiyle izleyemedim. Lâkin geçen yıllarda çekilen “Sarı Siyah” sinema filmini “internet” kolaylığı ile izledim. Hattâ öyle ki, “Acaba?” dedim; “doğduğum memleket” olan “Terme”mizin “futbol takımı” olan “Termespor” da “sarı siyah renkleri” böyle bir anlamla mı almıştı?”, diye de düşündüm!!!
Kayseri’den İstanbul’a,neredeyse bütün vatan sathındaki “idadi-lise talebeleri”nin de “harp” ettiği bir “Birinci Cihan Harbi”nin “Çanakkale Muharebeleri…”
Neredeyse “İnciluz Yahudi Mimsiz Medeniyet”in “böyükleri”nce denilenler: “Biz onların çiçeklerini koparttık…” Hakikaten de elde avuçta kalan çoğu “ziyalılarımız”ın “şehadete” kavuştuğu bir “muharebe”dir de “Çanakkale…”
“Çanakkale Ruhu”muz ile her daim dopdolu olabilmek ve “içi saman dolu kuşlar”dan olmamanın da yolunu biiznillah bulabilmeliyiz…
Sarıyer, 21.Mart.2015
İsmet GÜLTEKİN
metgultekin@hotmail.com