Mehmet Rıfat ILGAZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mehmet Rıfat ILGAZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Nisan 2019 Çarşamba

MEHMET RIFAT ILGAZ'IN,'ANADAN DOĞMA OSMANLICILIĞI'NDAN; 'DEVRİMCİLİĞE' UZANAN SERGÜZEŞT-İ HAYATI ve TERME(*)

MEHMET RIFAT ILGAZ’IN,
“ANADAN DOĞMA OSMANLICILIĞI”NDAN;
“DEVRİMCİLİĞE” UZANAN
SERGÜZEŞT-İ HAYATI ve TERME(*)




“BOYUNA GELEN  HÜRRİYET

Hürriyetin ilanından hemen sonra dünyaya gelmişim... İlk hürriyet çocuklarındanım sizin anlayacağınız.

Hürriyet çocuğu olmam, üç beş yıl sonra Vahdettin gibi bir adam tahta çıktığı gün, hükümetin önünde «Padişahım çok yaşa!» diye bağırtılmama hiç de engel olamadı. Hem hürriyet çocuğuydum, hem de her fırsatta nerde olursa olsun bağırtılıyordum: 
«Padişahım çok yaşaaa!...» 
Sonradan olma Osmanlı değilim ben, bazı yazar arkadaşlarım gibi, anadan doğma Osmanlı'yım. Ama Osmanlı' lığım çok sürmedi, ancak yedi sekiz yaşıma kadar. Sonra Harbiye'nin kapatılması ile başöğretmen olarak okulumuza gelen genç bir Harbiye'linin isteğine uyarak kırmızı fesimi yere çaldım, bir kalpak geçirdim başıma, oldum bir Kuvay-ı Milliyeci.

Bilmeden Osmanlı oluşum bitti, oldukça bilinçli bir Mustafa Kemal'ci oldum. Cide'de kurulan «İstihbarat Odası» nda,Harbiye'li başöğretmen tarafından görevlendirildim. Başladım köylere dağıtılmak üzere ajansları kopya etmeğe. Halkın istilacılara karşı açtığı savaşın bütün haberlerini ayrıntılarına kadar karbonlu kağıtların üstünden bastıra bastıra kalem yürütüp çoğalttım. Yalı'dan cephane taşıyan yürekli gemicilerin takalarını yüzdürdüm, Yunan gemileri tarafından sıkıştırılanları karaya çektim. Hemşerim Rahime Kaptan'ı da öbür kaptanlarla birlikte, bugünlerde tanıdım. Gene bugünlerde Mehmet Akif’in şiirlerini okudum, onun inanmış sesiyle:

«Cehennem olsa gelen göğsümüzde söndürürüz
Bu yol ki hak yoludur dönme bilmeyiz, yürürüz.»
 «Padişahım çok yaşa» diye bağırdığım hükümet meydanında Ferdaları, Millet Şarkılarını da okudum. Yunanlı'ları denize döktüğümüz gün çarşı ortasında kurulmuş, defnelerle donatılmış bir sayvandan bağırdım. Fikret'in ağzı ile:
 «Ey, hak yaşa, ey sevgili millet yaşa, varol.»
1908 de hürriyete kavuşan memleket, 1922 de istiklali öğrenmiş oluyordu.Artık ne istilacı görecektik, ne sömürgeci. Hemen her yerde İstiklâl Marşı'nı hem söz olarak, hem şarkı olarak tekrarlıyorduk. İstiklal Marşı'nın önce şiirini ezberletmişlerdi bize. Başöğretmen defterlerimize yazdırıyordu:
«Kahraman ırkıma bir gül ne bu şiddet bu celal!»
Bu mısraı yazarken değil de yazdıktan sonra okurken ilk tokadı yemiştim. Öğretmen yazdırırken «bir gül» ü, virgül olarak geçirmiştim defterime:
«Kahraman ırkıma, ne bu şiddet bu celâl!"»

1926’ larda Büyük Millet Meclisi’nin bu marşı değiştirmek için açtığı yarışmaya bu tokat yüzünden katılmış olacağım. Sonraları sınıf arkadaşım Hilmi Özgen bir anısında yazmıştı bunu. Bana bu şiir için Ankara'dan bir teşekkürün geldiğini de belirtmişti anılarında. 


Cumhuriyet ilân edildiği gün; Terme’de, sıtmadan yatıyordum yorgan döşek. Top seslerini yatağımda duymuştum. Cumhuriyetçiliğim, Kuvay-ı Milliyetçiliğim gibi hızlı olmamıştı. Gene ateşli idim ama, bu ateş daha çok sıtmadan ileri geliyordu!

Ortaokulu Kastamonu'da okurken Mustafa Kemal’in emri ile Kuva-ı Milliye kalpağını çıkarıp şapkayı geçirdim başıma. Artık devrimci oluyor, batının uygarlık düzeyine doğru yükseliyordum. Fes gitti, kalpak gitti derken kaç tokat karşılığı öğrendiğim eski harfler de gitmiş, yerine Latin harfleri gelmişti. Devrimler sürüp gidiyordu: Vereme yakalanıp da Yakacık Sanatoryumu’na düştüğüm günlerde Mustafa Kemal öldü. Devrimlerin hızı da kırıldı.

İkinci Dünya Savaşı başlamıştı. Şair olmuştum. Gerçekçi, toplumcu, devrimci şair. Kelepçeler, zincirler geldi peşinden. Savaş bitti, Misuriler geldi. Yeniden sorgular sualler, Sultanahmet'ler, Davutpaşa’lar!..

Ve 27 Mayıs geldi, Anayasası ile birlikte. Hürriyet bir daha geldi.

13 yıl geçmiş bu 27 Mayıs Bayramı üstünden. Bugün erken kalktım, tam onüç yıl önce de erken kalkmıştım, çok erken. Bir gazete aldım, Orhan Kemal roman armağanının Çetin Altan tarafından kazanıldığını yazıyordu. Geçen yıl da Yılmaz Güney kazanmıştı.

Bu armağandan kendime bir öğünme payı çıkartarak sevindim. Orhan Kemal İkbal Kahvesi adlı bir kitapta şöyle söylüyordu:

«İlk hikâyem, Rıfat Ilgaz'ın sorumlu müdürü bulunduğu Yürüyüş dergisinde çıktı.»

Şu rastlantılara bakın!. Orhan Kemal ilk hikayesini Bursa Cezaevinden göndermişti. Tam otuz yıl sonra, adına acılan roman armağanını kazanan Yılmaz Güney de cezaevindeydi. İkinci armağanı kazanan Çetin Altan da öyle. Şu güzel rastlantıya bakın ki 1982 de Orhan Kemal Roman Armağanını da. Yıldız Karayel adlı romanımla ben kazandım. Hem de bir gözaltı dönüşü...

Gazeteden okuduğum haber şöyle bitiyordu:

«Çetin Altan tutuklu olduğundan armağanı Sağmalcılar Cezaevi'nde verilecektir.»

Başarını ve Hürriyet Bayramını kutlarım Çetin Altan! (Rıfat Ilgaz, Cart Curt ,Çınar Yayınları, 1984,  İstanbul, s.17-20)

Dip Not:
(*): www.istiklalmarsidernegi.org.tr,   İstiklâl Marşı Arşivi(*) 
"Her yerde İstiklâl Marşı'nı hem söz olarak, hem şarkı olarak tekrarlıyorduk." 12 Mart 2019

NOT: Mehmet Rıfat ILGAZ, “Türk Sağı”ndan, Yeni Çağ Gazetesi Köşe Yazarı, rahmetli Âfet ILGAZ Hanımefendi ile de evlenmişti.

23 Şubat 2019 Cumartesi

RIFAT ILGAZ^'IN OĞLU AYDIN:"-RAHMETLİ DEDEMİN KABR-İ ŞERİF'İ,,'TERME PAZAR CAMİÎ' AVLUSUNDA"

MEHMET RIFAT ILGAZ'IN OĞLU
AYDIN ILGAZ'DAN;
TERME'MİZİ ve TERMELİLERİ
ALAKADAR EDEN
BÜYÜK İDDİA:
"- RAHMETLİ BABAM MEHMET RIFAT
ILGAZ'IN BABASI,
RAHMETLİ DEDEMİN KABR-İ ŞERİF'İ,
TERME AHŞAP CAMİÎ/TERME PAZAR
CAMİÎ AVLUSUNDA"


"TÜYAP Samsun-KARADENİZ 5. KİTAP FUARI(16-24 Şubat 2019"na, Cuma günü yaptığım ziyarette, hem gözlerim, hem de gönlüm "Kitaplara" doydu, adetâ "Kitaplarla doldu taştı..."
Çok verimli ve bereketli de geçen "KİTAP ŞÖLENİ" ziyaretimde, onca yoğunluk içerisinde, ayaküstü ve kısa süreli "fikir teatileri" ve "düşünce sohbetlerim"le de, "ilk defa" yeni malumatlar, yeni bilgiler de öğrendim.

TERME BİRLİK MEFKÛRE-"SARI YAZMA" ROMANI

"TERME'DE ERMENİ-RUM TERÖRÜ" nü de anlama ve kavrama da, "Otobiyografik Bir Roman" olan Mehmet Rıfat ILGAZ'ın "SARI YAZMA" 'roman'ı da, âdeta bir "sağlam kaynak" mahiyetindeki bir eserdi de...

"TÜYAP Samsun"'da, "Sarı Yazma" isimli eserden önce," Karadenizin Kıyıcığında" isimli eseri,şöyle bir tetkik ederken; "kitap stantdı"ndakilerle de "fikir teati"miz ve "düşünce sohbeti"miz de, başlamış oldu..

"Karadenizin Kıyıcığında"ki eserinde,"Terme"miz den değil de,"Batı Karadeniz Bölümü Kıyıcığında"ki, "Akçakoca"dan bahsedildiğinin "farkına" vardım..


Mehmet Rıfat ILGAZ'ın,"SARI YAZMA" isimli "Otobiyografik Romanı" ise; bildiğimiz üzre; ömrünün bir bölümünün geçtiği "Terme Hayatı"nı da anlatan 'roman'ı idi ve 50.baskıyı bile yapmıştı...
Hayatı "hapishaneler"de de geçmiş olan çok bilinen ismi ile Rıfat ILGAZ'ın "gelini" Nilgün Hanım ile de kısa bir 'tanışıklık'tan sonra, oğlu Aydın Beğ'in de "kitap standında" da olduğunu da söyledi..

Lütfedip, "rube rube", "bire bir" Rıfat ILGAZ'ın oğlu Aydın Beğ'i karşımda görünce; hemen aklıma gelen suâlimi de tevcih ettim:

"-Rahmetli Babanızın TERME ile alakadar, bana anlatabileceğiniz nedir?", dedim.

Oğlu Aydın ILGAZ, "Sarı Yazma" isimli "Otobiyografik Roman"dan da hatırlayabileceğimiz, babası rahmetli Rıfat ILGAZ'ın, Terme'mize geliş yolculuğu sergüzeştisini, "macera"sını anlatmakla "fikir teatisi"ne,"düşünce alışverişi"ne ve kısa süreli de olsa,"düşünce hasbihâli"ni de başlatmış oldu.


Devamında ise yazımızın başlığındaki, benim de, Terme'mize alakadar olan bütün Termelilerin de,"ilk defa" duyacağı, işiteceği, bileceği, bir "büyük iddia"yı ifâde etti...

Oğlu Aydın ILGAZ:

"- Rahmetli babamın bir eserini, Ordu Vilayeti'nde ,"tiyatro oyunu" şeklinde sergilemek istediler..
Rahmetli babam, "telif istemiyor" fakat, Terme'nin Göbeği’ndeki, şehir merkezindeki "Terme Ahşap Camiî Avlusu"nda, (Terme Pazar Camiî Avlusu) medfûn olan babasının yani rahmetli dedemin kabr-ı şerifinin bulunmasını, ortaya çıkartılmasını istiyordu.
O avluda çiğneniliyor belki de..."
( O avlu,yani Terme Pazar Camiî/Terme Ahşap Camiî-Restarosyunu adetâ "Yılan Hikâyesi"ne dönen maneviyat yüklü camiîmiz- Koca Çınar Ağacı civarı...İsmet)

ELHASIL:

Rahmetlı Mehmet Rıfat ILGAZ'ın oğlu Aydın ILGAZ'ın, bizatihi "Samsun'un elleri kalem tutan şahsiyetlerden birine", bana ifâde ettikleri, söyledikleri "büyük iddia:"

"- Babam Rıfat ILGAZ'ın babasının, yani dedemin kabr-i şerif'i, Terme merkezindeki Terme Ahşap Camiî/Terme Pazar Camiî Avlusunda..."

Gerisini tamamlamak, benim gibi "araştırmacı-yazar"lara kalıyor vesselam.

Terme, 23 Şubat 2019

İsmet GÜLTEKİN
metgultekin@hotmail.com
Araştırmacı-Yazar ve Eğitimci